Skip to content Skip to footer

Kışın Almanya’da Yapılacaklar

“Kışın Almanya’da yapılacak en iyi şey” videolarını görmüşsünüzdür. Herkes bu soruyla videoya başlıyor ve havalimanında Almanya’yı terk ederek bitiriyor.

Evet Almanya kışın çok sıkıcı. Özellikle de Noel pazarlarının kapanıp, yılbaşı süslemelerinin kaldırıldığı, tatil sezonunun parıltısının söndüğü, baharın renklerinin canlılığının ise  henüz uzak olduğu Ocak, Mart arası gri dönemde uzaklaşmak iyi bir çözüm gibi geliyor ama kaçmak bir çare mi? Bir kaç gün veya şartlar el veriyorsa bir kaç hafta uzaklaştıktan sonra dönülen yer yine aynı değil mi… O yüzden benim önerim uzaklaşmak yerine kendine yakınlaşmak, kaçmak yerine fırsata çevirmek. Kendini dinlemek, yeni alışkanlıklar kazanmak, hobiler edinmek, yavaşlamak hatta dönüşmek için bu zamanı değerlendirmek…

Başlamak için İngiltere’de popülerlik kazanmış kuru Ocak uygulaması iyi bir seçim olabilir. Buna göre yıl sonunda içilen fazla alkolden arınmak veya alkolle ilişkiyi düzenlemek için Ocak ayı boyunca alkol tüketilmez. Sizde alkole veya kafeine ara verip, bedeninizi dinlendirebilirsiniz. Gözlemime göre kafeine ara vermek pek çok kişiyi alkole ara vermekten daha fazla zorluyor özellikle de kahve ve çay kültürümüzde bu denli yer kaplarken. Dikkat çekmek istediğim çayı kahveyi tamamen bırakmak değil, kısa bir ara vermek bedendeki etkilerini fark etmek, vücudu dinlendirmek ve kafeinle ilişkiyi gözden geçirmek, faydaları ve zararları ile ilgili farkındalık kazandırmak. Biz de bu sebeple kafeinden arınma programı planladık. Doğru tüketim çok önemli kimler ne ve ne kadar tüketmeli, ne zaman ve nasıl içmeli gibi soruların cevabını veriyoruz. Kendi kendime uygularım diyenlerdenseniz umarım nasılsa bir gün yaparım deyip, sürekli ertelemiyorsunuzdur. Grup olarak yapılan tüm aktivitelerin özellikle de diyet ve arınma programlarının çok daha başarılı sonuçlandığı Gallup araştırmalarında kanıtlanmış. Kafeine ara verdikten sonra çıkan yoksunluk belirtileri ile hemen fincana koşmak yerine nasıl baş edebileceğimizi öğretiyoruz. Mesela çayın hatta yeşil çayın ve hatta çikolatanın bile aslında kafein içerdiği göz ardı ediliyor. Fazla içmiyorum bir, iki fincanı geçmiyorum da karşılaştığım diğer bir yanılsama. Siz de bu yazdıklarımı kendinize yakın hissediyorsanız, Almanya’nın bu gri döneminde kafein ile ilişkinizi gözden geçirebilirsiniz. Kafeinle dostça başlayan ilişkiler, zamanla kontrolünüzü ele geçirmiş ve kafein bağımlılığı sizi fark etmeden esir almış olabilir. Enerji kazandığınızı sanarken, aslında cebinizden sağlık çalıyor olabilir.

Bir diğer arınma önerim ise dijital yaşam. Adeta harici organımız haline gelen telefonumuzla, sosyal medyayla ve ekranla araya mesafe koymak size imkansız mı gözüküyor? Geceleri bile baş ucunuzdan ayıramıyor musunuz? Belki gece yatmadan önceki son bir saati telefondan, televizyondan uzak geçirebilirsiniz. Mavi ışığa maruz kalmadığınız için kortizol azalarak sahneyi melatonine devreder ve çok daha kaliteli bir uykuya hazırlanmış olursunuz. Akşamları dizi izlemek, telefonunuza bakmak sizin için vazgeçilmezse gün içerisindeki ekran saatinizi sınırlayabilirsiniz böylece zihninizi temizlenir ve odaklanmanız artar. Seçiminiz ne olursa olsun sanal yerine gerçeğe dokunmak size iyi gelecektir. Yıllar önce bir filmde mi gördüm yoksa hayalini mi kurdum emin değilim ama eczane gibi bir kitapçı vardı. Ne derdin varsa söylüyordun, kitapçı da sana uygun kitabı veriyordu. Doğru zamanda doğru kitap gerçekten de ilaç gibi gelebilir. Sadece bu gri kış günlerine değil tüm hayatınıza renk katabilecek birkaç kitap önerim var. Deepak Chopra’nın “Başarının 7 Spiritüel Yasası” spiritüelliğe uzağım ama iş hayatıma da dokunacak bir şey olsa, kısa da olursa okuyabilirim diyenlere giriş niteliğindedir. Don Migulel Ruiz’den “Dört Anlaşma”, hayatı sorgulasak da mı yaşasak sorgulamasak da mı kafa yapısında olanlar için kısa, net ve dönüştürücüdür. Kendime çok acımasızım galiba pek sevemiyorum yok mu kalbime dokunan bir kitap diyenlere de yine Don Miguel Ruiz’den “Ustaca Sevmek” sarıp sarmalayacak, kış günlerini ısıtacak bir seçimdir. Bunlar niye hep benim başıma geliyor, keşke bambaşka seçimler yapsaydım dememek için Matt Haig’in “Gece yarısı kütüphanesi” kitabını okuyabilirsiniz. Yemeğe bakış açısını değiştiren “Pir-i Lezzet”i Saygın Ersin yazmış. Kitap okuyamıyorum, bir tane alayım bana yıllarca yeter diyorsanız ise tüm zamanlarımın favorisi, koleksiyonumun incisi “Küçük Prens”i tek geçerim. Kalbiyle görenlerden olun, kalbiyle görenlerle çevrili olun.

Hep hayalini kurduğunuz ama ertelediğiniz bir proje var mı? Belki kendi girişimini başlatmak, belki bir kitap yazmak, belki uzun zamandır merak ettiğiniz bir hobiyi hayata geçirmek. Kış ayları bu projeleri gerçekleştirmek için en ideal zaman olabilir. Haftanın belirli gün ve saatini “Yaratım Günü” ilan edin ve bu günlerde sadece yaratıcı faaliyetlere odaklanın. Her şey bahaneleri bırakıp, o bebek adımlarını atmakla başlar. Yıllar önce dinlediğim Prof Dr. Talat Kırış konuşmasında “Hayal kurun, büyük ve imkansız şeyler hayal edin. En zor olanı, hayal edin. Everest’e tırmanmayı düşünün, planlayın. Belki günün birinde Ağrı dağına çıkarsınız az şey mi…” diye bitiyordu. Hayatta her şey seçimlerimizden ibaretse ve her an yaptığımız o seçimler hayatımızı oluşturuyorsa, bizi heyecanlandıran, keyif veren seçimlerimiz olmasın mı? Zihnimiz sürekli kısa süreli ödülleri isterken, bilinçli seçimler yapmak hiç kolay değil ama tek kelimelik bir çözümü var. O da ‘meditasyon’. Kendim denemediğim hiçbir şeyi tavsiye etmiyorum ya da ben bunu denemedim diye muhakkak belirtirim. Yalan yok, meditasyon da senelerdir hayatımda olmasına rağmen diğer rutinlerimin arasında en zor düzenli uygulamaya geçtiğim. Tatile gidince, yatılı misafir gelince, okul tatil olunca en kolay günlük rutinimden çıkardığımdı çünkü zihin oyunlar oynuyor. Ne zamanki ne olursa olsun, her gün üç dakika bile olsa düzenli meditasyon yapmaya başladım, o zincirin birinci ayından sonra hayatım da dönüşmeye başladı, farkındalıklı seçimlerim kolaylaştı. Bugünden bir örnek vereyim, bir arkadaşım bana alındığını yazdı ve hemen konuşalım diye cevap verdim ama müsait olmadığını söyledi. Birkaç saat boyunca içim çok sıkıldı ve sonunda meditasyona oturdum. Başlarken içimden sorduğum dört sorudan biri de “Bu hayatta neler ve kimler için şükretmeliyim”, o anda içime sana alınacak kadar yakın görüyor, dostluğunuz kıymetli hissi doğdu. Meditasyonu bitirdikten sonra tam mesaj atmak için elime telefonu aldım ki, o arkadaşım aradı ve yanlış anlaştığımız ortaya çıktı, tatlıya bağlandı. Bu basit olaydaki gibi bilinç değişince, duygular da değişiyor, hayatta akıyor. Hastalıkların yüzde doksanının stres kaynaklı olduğunu ve strese de aslında duygularımızın, duygulara da inançların kaynak olduğunu düşünürsek, yaşamınızı dönüştürmek için her gün birkaç dakikanızı meditasyona ayırmak çok küçük bir bedel sayılmaz mı? Benim buna vaktim yok diyorsanız cevabı bir Zen atasözü veriyor: “Her gün herkes yirmi dakika meditasyon yapmalı, vaktiniz yoksa bir saat yapmalısınız” Bu gri günleri renklendirmenin fırçası meditasyona bir dakika bile olsa her gün zaman ayırın daha sonra kendiniz uzatmak istersiniz.  

Bunlar bana yetmez ya da beni çekmez diyorsanız, battaniye altında kült filmler izlemeyi, kapalı alanlardaki sanat etkinliklerine katılmayı, sergileri gezmeyi, müzeleri keşfetmeyi seçebilirsiniz. Belki de ihtiyacınız önce yaşadığınız şehri anlamak, sonra dışarıyı tanımaktır. Havanın soğuğu sizi engellemesin; bu kışı bir yenilenme dönemine çevirebilirsiniz. Unutmayın, karanlık zamanların ardından gelen ilk güneş daha parlak olur! Siz de parlamayı seçin.